NAZIM TUNCER
1984-2018
Şehir: Uşak
Doğum Yılı: 20.05.1984
Şehadet Yeri ve Tarihi: Diyarbakır, 17.12.2018
Görevi: Polis

Otomobil hızla, Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesine doğru virajlı yollardan geçerek ilerliyor. Hani’den çıkmışlar, yol bir türlü bitmek, zaman bir türlü geçmek bilmiyor. Otomobilde Sevilay Hanım var, kapı komşuları kullanıyor aracı. Az önce kocası, can yoldaşı Nazım’ın çatışmada yaralandığı haberini almış Sevilay Hanım. Elinde ne varsa yere fırlatıp, haberi aldığı gibi, ayağında terliklerle komşuların kapısını çalmış yıkacak gibi… Yüzü kâğıt gibi solgun, eli ayağı titreyerek, “Ne olur, beni hastaneye götür ağabey.” diyor uyku sersemi kapıyı açan komşunun beyine. Kızlar küçük, evde yalnız bırakamaz, hastaneye de götüremez… Komşunun hanımı, “Ben bakarım çocuklara.” diyor. Büyük kız uyanıyor o arada, yalın ayak annesinin peşinden gelmiş, “Anne babam mı geldi?” diye soruyor. Sevilay Hanım ne diyeceğini bilemiyor, çok düşkün babasına büyük kız… Eve beş dakika gecikse ağlıyor, onunla sohbet etmeden uyumuyor. Derslerini bile yapmıyor. Sevilay Hanım oraya düşüp, bayılacak gibi oluyor, cevap veremiyor. Komşu kadın yetişiyor hemen imdadına, “Gelecek teyzem, gelecek.” diyor, sonra eşine dönüp, “Siz gidin, ben oyalarım çocukları, hadi selametle.” diye gönderiyor onları. Sevilay Hanım ve komşunun beyi acele acele merdivenleri iniyorlar. Sevilay Hanım o anda yerde mi, gökte mi hiç farkında değil… Otomobilde giderken, “Nazım, bırakma bizi.” diyor Sevilay Hanım, sanki kocası yanındaymış, sesini duyacakmış gibi; “İki yavrumuz için, gitme!” Sonra bildiği bütün duaları okuyor arka arkaya; hastaneden çıksın, tekrar yanlarına gelsin kocası diye… “Ben ona bakar iyileştiririm nasılsa” diye düşünüyor, “Yeter ki gelsin…” Oysa Nazım, her gece uykuya dalmadan önce karısına, “Dua et ki şehit olayım.” diyor. En büyük isteği bu Nazım’ın. Sevilay Hanım, “Bizi sevmiyor musun, niye öyle diyorsun?” diye şaka yollu çıkışınca da “Önce vatan, sonra siz.” diyor gözlerinden vatan sevgisi taşarak. Nazım, ailesine, eşine, kızlarına çok düşkün ama en çok vatanına sevdalı. Onun bölünmez bütünlüğü için canından bile vazgeçer… Sevilay üzülmüyor, gönül koymuyor bilakis gurur duyuyor kocasıyla, çünkü en çok da onun içindeki millet aşkına hayran olarak evlendi Nazım’la. * Nazım ile Sevilay, aynı köyün çocukları. Sevilay, Afyon’da iki yıllık üniversite okuyor o sıralar. Nazım da işe güce koşturuyor. Tesadüfen, bir şehirler arası otobüste buluşuyor gözleri ilk kez. Sevilay mahcup, gözlerini kaçırıyor. Nazım ise görür gör mez vuruluyor Sevilay’a. Tatlı dilli, esprili, coşkulu bir adam Nazım, boylu poslu, heybetli bir delikanlı. Allem ediyor kallem ediyor, Sevilay’ın yanına yanaşmayı başarıyor. Kendini tanıtıyor, oradan buradan sohbet ediyor. Otobüs terminale girip, veda vakti geldiğinde; kendinden emin “Biliyor musun? Biz seninle evleneceğiz.” diyor Nazım. Sevilay lâl olmuş, ne diyeceğini bir an bilemiyor, kalbi yerinden fırlayacak sanki. Sonra ayrılıyorlar. Tanışmalarından sonra Nazım, onu yine buluyor, birkaç kere görüşüyorlar ve Nazım,Sevilay’a vakit kaybetmeden evlenme teklif ediyor… Onu gönlüne kazımış bir kere, beklemeye lüzum görmüyor. Söz, nişan derken bir sene içinde evleniyorlar. *Süratle ilerleyen otomobilde bunları düşünürken, arabayı kullanan komşunun, “Çevirme var.” demesiyle kendine geliyor Sevilay Hanım, “Durma ağabey” diyor, “Nazım’a yetişmemiz lazım. Kurban olayım durma.” Adam arada kalıyor ama yine de duruyor. Allah muhafaza, polis terörist zannedip, ateş açabilir. Durumu anlatıyorlar hemen. Polis memuru, Nazım’ın adını duyunca tanıyor hemen. Nazım, bütün emniyetin göz bebeği, tanımayan yok ki zaten. “İyi olacak yenge, merak etme.” diyor. “Güçlü adamdır Nazım Ağabey, kolay kolay pes etmez, gör bak iyidir durumu” diye onu teselli ediyor polis memuru. Sevilay inanmak istiyor buna, hem de her şeyden çok… “İnşaallah kardeş” diyor, “inşaallah.” dedikten sonra tekrar yola düşüyorlar. Nihayet hastanenin önüne geldiklerinde bir kalabalık karşılıyor onları; Nazım için gelmiş herkes. Kimisi teşkilattan, kimisi mahalleden, kimisi esnaftan. Tanıdık tanımadık ne kadar insan, hısım akraba varsa orada. Herkesin tek bir duası var “Nazım iyi olsun.” Mertliğiyle, dürüstlüğüyle, cesaretiyle herkesin gönlünde taht kurmuş Nazım, sevmeyen yok. Nasıl sevilmesin ki zaten, onun gibi vicdanlı, yardımsever kahraman yiğit bir Türk evladı. Herkese koşuyor, herkese yardım elini uzatıyor Nazım. Hafta sonu iki gün izni olsa gidip ihtiyacı olan okullara kırtasiye, giyecek yardımı yapıyor. Çocuklarla tek tek sohbet edip eksikleri var mı diye soruyor. Yokluk, yoksulluk içinde büyümüş ya Nazım da okula giderken bile akrabaların küçülmüşlerini giyerek okumuş ya, hallerinden anlıyor. İstiyor ki başka çocuklar onun gibi sıkıntı çekmesin. O yüzden elinden gelen yardımı yapıyor. Vatanına, milletine vefa borcunu böyle ödüyor Nazım. Hem okuyup hem çalışarak polis oluyor. O günden sonra da görevi için yaşıyor adeta. Dur durak bilmeden çalışıyor. Kendini devletine, mesleğine adamış bir polis memuru o. Vatanı, milleti korumak için hep uyanık, hep tedbirli. Çünkü düşman uyumuyor. Ailesinin yanına izne gelse bile telefonu bir dakika durmuyor, uzaktan da olsa bütün sorunları çözmeye çalışıyor. Diyarbakır’da görev süresi bittiğinde, tayini Bilecik’e çıktığı halde gitmek istemiyor. Çok seviyor arkadaşlarını, amirlerini, en çok da görevini… Daha vatan için yapacağı çok iş var. Eve izinli geldiğinde bile telsizini hiç kapatmıyor, istirahat nedir bilmiyor. Yine bir gece telsizden anons geçiyor, uyuşturucu yüklü bir araç ihbar ediliyor. O sırada küçük kızının doğum günü, daha pastayı yeni üflemişlerken Nazım, koşarak göreve gidiyor. Giderken de kızına söz veriyor. Dönüşte en sevdiğin çikolatayı alıp geleceğim diye. Hem iyi bir baba hem iyi bir polis olmak kolay değil ama Nazım, ikisinin de hakkını veriyor. O gün yine çok büyük bir başarıya imza atarak yakalıyor suçluları, yine gönüllerde taht kuruyor. Sonra eve gelip, uyumak üzere olan kızına o söz verdiği çikolatayı veriyor. Baba kız birlikte uyuyorlar… * Herkes ameliyathane önünde, dualarla Nazım’dan gelecek iyi haberi bekliyor… İstiyorlar ki bugüne kadar hayatını kurtardığı canların hatırına hayat bulsun, iyi olsun… En çok da Sevilay Hanım, “Allah’ım. Onu çocuklarımıza bağışla, sevenlerine bağışla… Çok sevdiği işine geri dönmesine izin ver Ya Rabbim” diye dua ediyor. Çünkü biliyor Sevilay Hanım, bir ayaklansın, yine canı pahasına görevinin başına geçecek yiğit kocası, yine görevini en doğru şekilde yapmaya devam edecek o babayiğit haliyle… Hiç kimsenin unutamadığı bir olayı hatırlıyor o an Sevilay Hanım. Yine bir gece devriye gezerken Nazım, ilköğretim okulu önüne park etmiş bir araçtan şüpheleniyor. İşine öyle hakim öyle dikkatli ki, o civarlar daki araçların plakalarını ezbere biliyor. “Bu plaka tanıdık değil.” diyor arkadaşlarına. Araştırdığında plakanın sahiden de daha önce şüpheli olarak aranan bir plaka olduğu anlaşılıyor. Yüzlerce çocuk ile devlet görevlisinin katılacağı 18 Mart Çanakkale Zaferi kutlamalarında patlatılmak için hazırlanmış, bomba yüklü bir araç olduğu ortaya çıkıyor. Nazım’ın dikkati sayesinde facia önleniyor. Haberi alan televizyonlar, gazeteler geliyor.Onu kahraman ilan etmek istiyorlar ama Nazım kabul etmiyor. “Ben kahraman değilim, bütün polis teşkilatı kahraman. Bu benim görevim, ben görevimi yaptım sadece.” demekle yetiniyor. * Sevilay Hanım, aklından bunları geçirirken ameliyathanede bir koşuşturma oluyor o an. Herkes endişeli birbirine bakıyor. Sevilay Hanımın eli ayağı titriyor, “Bir şey oluyor.” diyor, “Nazım’a bir şey oluyor.” Yanındakiler ona destek için iyi olacağını söylüyorlar. “Nazım Ağabey bizi bırakmaz, kızlarını bırakmaz.” diyor herkes birbirine, en çok da Sevilay Hanıma ama Nazım gidiyor, o hep gitmek istediği makama doğru yola çıkmış bile… Kendi elleriyle uğurladı o sabah Sevilay Hanım, biliyor… * O sabah Nazım’a kahvaltı hazırlıyor Sevilay Hanım, omlet yapmış. Canı yumurtalı patates çekiyor Nazım’ın, “Yapar mısın gülüm?” diyor. Sevilay Hanım, seve seve yapıyor kocasına istediği yumurtalı patatesi. Bu arada Bilecik’e yerleşme niyetlerinden konuşuyorlar, hemen değil belki ama bir gün gidecekler. Nazım istiyor ki çocukları babaanneleriyle, dedeleriyle büyüsün. Hayaller kuruyorlar arka arkaya, “Bir ev alırız, bahçesi olur, sebze eker, meyve ağaçları dikeriz.” diye… O anda bir telefon geliyor. Bir ihbar var yine. Hemen ayaklanıyor Nazım. Daha işten geleli yarım saat olmamışken. Sevilay Hanım, o kapıdan çıkarken kalan lokmalarını ağzına veriyor elleriyle, aç gitmesine gönlü razı gelmiyor. Nazım, memnun gülümsüyor karısına. Tam kapıdan çıkarken, “İyi ki seninle evlenmişim.” diyor ve alnından öpüyor karısını. Kızları henüz uykuda, onları göremeden çıkıp gidiyor. Sevilay Hanım onun arkasından bakar ken içi cız ediyor. Saat üç buçuk civarı, görevleri bitmiş karakola dönüyor Nazımlar. Hemen karısına mesaj atıyor, “Ekmek lazım mı? Geliyorum.” diye. Karısı hemen görmüyor mesajı, “Arayıp öyle sorayım.” diye düşünürken bir araç fark ediyor. Nazım, yine tecrübesi ve sezgileriyle şüpheleniyor, kontrol etmek için iniyor arabadan. İşte o anda olanlar oluyor. Ateş açılıyor şüpheli araçtan. Nazım ayağından vuruluyor. Yere yıkılıyor ama sonra tekrar toparlanıyor, siper bile bulmadan kendine, teröristlerin üzerine giderek, cesareti ve keskin nişancılığıyla gereğini yapıyor. Vatan toprağına göz dikenlere aldıkları her nefesi zehir etmekte kararlı. Korkudan tir tir titreyen teröristlerden bir kısmını etkisiz hale getiriyor. Kendi intikamını kendi alıyor Nazım. * Sevilay Hanımın telefonundaki, Nazım’ın yazdığı o son mesajı

hala okunmamış olarak görünürken, doktor acı haberi vermek için yaklaşıyor kalabalığa. Sevilay Hanım, bağrını dağlayan acıya rağmen mırıldanıyor, tıpkı kocasının her iş çıkışı emniyetin merdivenlerinden inerken bağırdığı gibi “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye… Çünkü hissediyor, kocasının şehadet şerbetini yudumladığını. Sonra üzerinde, vurulduktan sonra arkadaşlarının üstüne örttükleri, üzerinde hâlâ kocasının kanı kurumamış olan bayrağı öpüyor, uzun uzun. Vatan sevdalısı, polis memuru Nazım Tuncer, Diyarbakır’da teröristlerle girdiği çatışmada milleti için gözünü bile kırpmadan geride iki kız çocuğu bırakarak şehadet şerbetinden yudumluyor… *Türk polisi, askeri, bu vatan uğruna hiçbir tehdit karşısında canını vermekten korkmadı ve korkmayacaktır. Bu vatan, şehadet şerbetinden içen babalar, analar ve onlara hasret büyüyen çocuklar sayesinde ayakta durmaya devam edecektir. Polis Memuru Nazım Tuncer’i ve tüm fedakâr şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Şehitler ölmez, vatan bölünmez!