BAYRAM GÜMÜŞ
1944-1974
Şehir: Ordu
Doğum Yılı: 10.05.1944
Şehadet Yeri ve Tarihi: Kıbrıs, 20.07.1974
Görevi: Astsubay Kıdemli Başçavuş

1974 yılının temmuz ayıydı. Ordu’da, dağların ve fındık bahçelerinin arasında, küçük, güzel mi güzel bir Karadeniz köyü olan Saraycık köyünde, o yaz bol ürün bekliyordu köylü. Fındıklar olgunlaşmış, hasat tarihi yaklaşmıştı. Fındık toplanacak, satılacak, borçlar ödenecek, sonra kış hazırlıkları başlayacaktı. Köylü heyecanlıydı. Herkes işine gücüne koşturmak için evinden çıkmış, bağına, bahçesine gidiyordu elleri kolları dolu. Bu sırada köyün camiinden bir anons duyuldu. İşte o an, anonstan sonra, Saraycık’ta yer yerinden oynadı. Kıvrıla kıvrıla, bahçeleri sulaya sulaya Karadeniz’e dökülen Turnasuyu Deresi, adeta tersine akmaya başladı. Saraycık’ın orta yerine öyle bir ateş düştü ki bir daha yıllarca söndürmek mümkün olmadı. Köylerinin çocuğu, gözlerinin bebeği, erdemi ve ahlakıyla bütün köyün dilinden düşürmediği Astsubay Kıdemli Başçavuş Bayram Gümüş, Beşparmak Dağları’nda şehit düşmüştü. Saraycık’ın yiğidi, aslanı, yavru vatan Kıbrıs’ta şehadet şerbetini içmişti. * Kıbrıs Barış Harekatı, Bayram Başçavuş İzmit’te görev yapar ken başlamıştı. Yunanistan’da askeri darbe olmuş, cuntacılar Kıbrıs’a göz dikmişti. Yunanistan’da iktidarı ele geçirenler, Kıbrıs’ı bir Yunan adasına çevirmek istiyorlardı. Kıbrıs’ta Türk’ün varlığına tahammülleri yoktu. Yunanistan’ın Kıbrıs’ı, Yunan ana karasına bağlama planları, çok daha önceleri başlamıştı aslında. Eoka adında bir terör örgütü kurulmuş ve örgüt, adadaki Türklere zulmetmeye, canlarını yakmaya başlamıştı. Onlar yıkmak istiyordu, Türkiye ise yıktırmamak. Türkiye diplomatik yolları kullanarak, şiddete başvurmadan, adada yaşayan iki halkın barış içinde yaşayabilmesi için her yolu denemişti ama Yunan tarafı geri adım atmıyor du. Bilakis Türklere karşı şiddet eylemlerini iyice artırmışlardı. Türkiye’nin bu duruma seyirci kalması beklenemezdi. “Eğer bir devleti yıkmak istiyorsanız, ona kuzu gibi beklemeyi öğretin.” dedikleri gibi, Türk Ordusunun artık beklemeye tahammülü kalmamıştı ve hiç vakit kaybetmeden adadaki Türkleri kurtarmak için bir pars gibi, hızla harekete geçti. Kıbrıs adası Yunanistan’a bırakılamazdı. Adadaki Türk varlığı, aynı zamanda Türkiye’nin de güvenliğini sağlıyordu. Bayram Başçavuş, adanın bir Yunan kalesi haline dönüşmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu ve böyle bir şey gerçekleşmemeliydi. Bayram Başçavuş, çocukluğundan beri vatanını ve milletini seven bir Türk genciydi. Daha çocukken düşmüştü asker olma sevdası yüreğine. Askerleri gördüğü zaman onlara öykünür, birgün, Türk Ordusu’nun şanlı üniformasını giymenin hayaliyle yanıp tutuşurdu. Büyüdükçe, hem yurdunu hem de insanını tanıdıkça, çocukça sevgisi gerçek bir tutkuya dönüşmüştü. Asker olmalı, üniformayı sırtına geçirmeli ve milletine hizmet etmeliydi. Çok sevilen bir çocuktu köyünde ve çevresinde. Saygılı, halden anlayan, yardımsever… Bir askerde olması gereken kişilik özelliklerine daha o yaşlardan itibaren sahipti. Ayrıca cesurdu, ateş gibiydi. Ya dağdan, bayırdan toplardı büyükleri onu ya da ağaç tepelerinden. Başına bir iş gelecek diye korkarlardı. Hiçbir iş gelmedi çok şükür, büyüdü ve hayallerindeki gibi asker oldu. Çok da yakışmıştı üniforması sırtına. Şehit olana kadar da sırtından çıkarmayacaktı. * O üniformayı sırtına giydi mi bir asker, cesareti, onuru da giyer üzerine. Vatanı tehlikedeyken kışlasında oturup bekleyemez, yemeden içmeden kesilir, içi içini yer. Nefesi kesilir. Geçen her gün kahır olur, ıstırap olur, işkence olur. Bayram Başçavuş da duramıyordu yerinde. O yüzden, gönüllü olarak Kıbrıs’a gitmek için üstlerine dilekçe verdi. O vakitlerde kızı Serpil henüz bir bebek, oğlu Ali ise daha annesinin karnındaydı. Çok düşkündü ailesine Bayram. İki büyük aşkı vardı zaten, biri vatanı biri ailesi… Şimdi bir seçim yapması gerekiyordu. Vatan savunmasıyla, sevdiklerinin hasretini hassas teraziye koymuştu karar verir ken, vatan savunması ağır basmıştı. Mesleğinin üçüncü yılında Muteber hanımla evlenirken, biliyordu eşi de onun memleket sevdasını. Gönül koymamıştı Bayram Başçavuşa, bilakis onu desteklemişti kararında. Hem o da biliyordu, yavru vatan elden giderse çocuklarının geleceği de elden gidebilirdi. “İnsan yavrusunu düşmana bırakır mıydı hiç?” Öyle demişti karısıyla konuşurken Bayram Başçavuş, “Kıbrıs elden giderse senin, çocuklarımızın, anamın babamın, köylünün yüzüne bakamam!” demişti. Haklıydı. “Kıbrıs düşerken sen ne yaptın?” diye soranlara ne cevap verirdi sonra? Ailesinin, bütün ailelerin güvenliği tehdit altındaydı. Başkasına göre olabilecek en kötü şey, ölüp gitmekti belki ama Bayram Başçavuş için ölmek diye bir şey yoktu lügatta, şehit düşmek vardı ve bu da şereflerin en büyüğüydü. Hem, belki Yüce Yaradan o şerefi de bahşederdi ona bir gün, kim bilir… Nihayetinde, dilekçesine olumlu yanıt aldı ve Lefkoşa’da bulunan, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı emrine tayin oldu Bayram Başçavuş. Sonun da muradına ermişti. Ailesiyle vedalaştı. Hepsinden tek tek helallik aldı ve görevine başladı. Bayram Başçavuş, muhabere astsubayıydı. Orduyu bir vücut olarak düşünürsek muhabere birimi, vücudun sinir sistemiydi. Muhabere sistemi düzgün çalışmazsa bütün vücut savunmasız kalır, bütün saldırılara açık hale gelirdi. Bayram Başçavuş da bunun farkındaydı. İşini düzgün yapması gerektiğini, iletişimi doğru kurmanın önemini ona kimsenin anlatmasına gerek yoktu. Zaten örnek bir askerdi. Üstleri tarafından sevilir, astları tarafından sayılırdı. Hiçbir şeyin yarım yamalak yapılmasına tahammül edemez, görevini en iyi şekilde ifa edebilmek için var gücüyle çalışırdı. Çok titiz ve çok işinin ehli bir askerdi. Emrindeki askerlerden de bunu bekler, birliğiyle beraber, olmayacak şeyi oldururdu. Canını dişine takmıştı Kıdemli Başçavuş Bayram. Gece gündüz, durmadan çalışıyor, ana kara ile diğer unsurlar arasında en sağlıklı iletişimi kurabilmek için elinden geleni ardına koymuyordu. * Kıbrıs’taki görev süresinin dolmasına kırk sekiz gün kala, Beşparmak Dağları’nda, Türkiye ve Kıbrıs arasındaki telsiz haberleşme ağını kurmakla görevlendirilmişti Kıdemli Başçavuş Bayram. Görevi çok önemliydi. Çünkü Beşparmak Dağları’nı kontrol etmek, Kıbrıs’ı kontrol etmek demekti. Askerleriyle birlikte kuracağı ağ, hem Kıbrıs ve Türkiye arasındaki iletişimi kuvvetlendirecek hem de Rum faaliyetlerini en kısa sürede Türkiye’ye iletip, ivedilikle önlem alınmasını sağlayacaktı. Bayram Başçavuş ve emir komutasındaki askerler helikopterle gizlice Beşparmak Dağları Atak Tepe Mevkiine indiler. Hayati önem taşıyan telsiz ağını kurdular. Hepsi de zafere susamıştı. Ancak, 24 Temmuz günü, bir Yunan komando birliği, Atak Tepe’ye sızma gerçekleştirdi. Bunu fark eden Bayram Başçavuş, derhal mesaj geçti üstlerine. “Komutanım! Komutanım! Civardaki Türk Birlikleri çekildi. Girne’nin bir bölümü yanıyor. Birliklerimiz Girne’yi kuşattı. Sokak muharebeleri devam ediyor. Komando birliklerimiz Bellapais Köyü’nde sokak muharebeleri yapıyor.” Komutanları, Kıdemli Başçavuş Bayram ve emrindeki askerlerin çekilmelerini istediler. Ancak çekilmek demek iletişimin kesilmesi demekti. Karargâhın bölgede olup biteni bilememeleri demekti, komutanlığın bir kulağının sağır olması demekti. Bayram Başçavuş vazgeçecek asker değildi. İnatçıydı. Bir yolaçıktıysa geri dönmezdi. Zafere toprak kadar, su kadar açtı. Son ana kadar mesaj geçmeye, bölgede olan biteni karargâha bildirmeye devam etti. “Komutanım, Komutanım! Sesimi duyuyor musunuz? Etraf iyice karardı. Düşman mermileri, içinde bulunduğum küçük binanın duvarlarına düşmekte. Çok uzaklardan, Girne’nin yandığını görüyorum. Beşparmak Dağları’nın üzerinden yoğun ateş geliyor.” Bu sırada düşman komando birliği iyice yaklaşıyordu. Askerimizin, bulunduğu mevkii terk edebilecekleri ne bir yol vardı ne de bir araç. Sıkışmışlardı. Kaçmak, saklanmak yerine, son ana kadar karargâhı bilgilendirmeye devam etti Kıdemli Başçavuş Bayram Gümüş. “Komutanım, şu anda dışarıda düşman askerlerinin ayak seslerini duymaya başladım. Bulunduğum yere devamlı mermi yağıyor. Çok yakınıma geldiler. Bağırmalarını iyice duymaktayım.” “Ateş iyice fazlalaştı, ne yapmamı emrediyorsunuz?” Geçtiği son mesaj bu oldu Bayram Başçavuşun. O andan sonra, bir daha hiç mesaj gitmedi karargâha… Adana’daki komuta merkezinden teçhizatları imha emri geldi. Emri yerine getiremezlerse, telsiz istasyonunu düşman ele geçirecekti. Belki iletişim ağımıza sızacaklar, ordumuzun faaliyetleriyle ilgili bilgi edineceklerdi. Bütün olumsuz koşullara, ateş altında olmalarına rağmen emri yerine getirmeyi başardılar ve akabinde düşmana esir düştü kahraman Türk Askerimiz. * Savaşın bile kuralları vardır. Söz gelimi sivillere zarar verilmez. Doktorlara, sıhhiyecilere zarar verilmez. Savaş esirlerine zarar verilmez. Fakat düşman kural tanımıyordu. Esir olarak ele geçirdikleri Bayram Başçavuş onlar için hazineydi; elde edecekleri bilgiler ile birliklerimiz zafiyete uğratılabilirdi. İşkence ettiler Bayram Başçavuşa. Hem de türlü türlü. Konuşturmaya, bilgi almaya çalıştılar ama nafile. Bayram Başçavuş, çelik gibi sağlamdı. Hak dururken, batılın peşinden gidecek değildi ya, tek bir laf alamadılar ağzından. Bildiği yoldan yürüdü. Çok öfkelendirdi bu durum düşmanı. İşkence ettiler yiğit askerimize ama yine de bütün bu insanlık dışı muameleye rağmen tek bir kelime alamadılar ağzından ve vücudu bu insanlık dışı muameleye daha fazla dayanamayan Bayram Gümüş, şehit olan İlk Muhabere Astsubayı olarak tarihe geçti. Bayram Başçavuşu ve emrindeki iki askerini, bu milletin üç kahramanını, hunharca katledip şehit ettiler ama onlar, Barış Harekatının kazanılmasında canları pahasına çok önemli bir katkıda bulunarak, bu dünyaya veda etmeyi başardılar… Kıdemli Başçavuş Bayram Gümüş’ün naaşı, üç gün sonra bulundu ve aynı yere defnedildi. Şehit edildiğinde kızı Serpil iki yaşında, oğlu Ali ise henüz on beş günlüktü. Eşi Muteber Hanım, iki kuzusuyla birlikte, Türk Milleti’ne emanet kaldı. Bayram Başçavuş, yavru vatanı kurtarmak için, ana kucağındaki kızını sevip okşayamadan, kundaktaki yavrusunu göremeden şehadet şerbetini içti. Yavru vatanın yavrusu oldu, onun bağrında yatıyor şimdi. Adını memleketi Ordu’da bir parka ve bir okula verdiler unutulmasın diye. Ankara, Gölbaşına heykeli dikildi aziz şehidimizin ve oğlu Ali, onu hiç görmese, hiç tanımasa bile babasını anladı, yolundan gitti, asker oldu. Babasını ve tüm şehitlerimizi onurlandırmak için… Şehit Astsubay Muhabere Kıdemli Başçavuş Bayram Gümüş gibi, nice Türk yiğidi, devletin bekası için binlerce yıldır kanlarını, yaşadıkları toprağa korkusuzca dökmüştür. Bizler bugün bu vatan üzerinde özgürce yaşayabiliyorsak, bayrağımızı dalgalandırabiliyorsak bunu aziz şehitlerimizin çelik gibi imanına ve büyük yüreklerine borçluyuz. Ruhları şad, yattıkları yer cennet olsun.