Kıvanç KAŞIKÇI
1983-2016
Şehir: Çanakkale
Doğum Yılı: 23.11.1983
Şehadet Yeri ve Tarihi: Suriye, 30.11.2016
Görevi: Astsubay Üstçavuş

Çanakkale’de feribot iskelesinde pırıl pırıl, güneşli bir gün… Yetmişlerinde bir bey otomobilini iskeleye park etmiş, balık tutanlarla hoşbeş ediyor… Emekli aylığını yeni almış, eve dönerken biraz temiz hava alayım istemiş, o yüzden durmuş arabasıyla. Plastik kovalardaki, irili ufaklı derya kuzularına bakarken, eskiden kendi tuttuğu balıkları anlatıyor oradaki balıkçılara. Çanakkale’nin bereketinin şehitlerden geldiğini anlatıyor, gözleri uzaklara dalarak. Vatan toprağı için kanını dökmüş ataları geçiyor gözlerinin önünden… Yaşlı adam, birkaç kelam daha ettikten sonra, eve gitmek üzere arabasına dönüyor tekrar, balıkçılara “rastgele” diyerek… İşte o sırada olanlar oluyor. Tam kontağı çevirip, gaza bastığı anda otomobil hızını alamayıp denize uçuyor… Herkes afallamış, olayın şokunu yaşarken, araba suya gömülüyor kalabalığın gözleri önünde. Bu sırada gerilerden bir yiğit fırlıyor; kalabalığı yararak, bir an bile tereddüt etmeden Çanakkale’nin serin sularına atlıyor. Tek gayesi yaşlı adamı kurtarmak. Herkes nefesini tutmuşbekliyor. Dakikalar, saatler gibi geçiyor adeta. Tam ümitler kesilecekken delikanlı, gözünde, kendi ordusundan altı kat daha büyük bir orduyu yenen Barbaros Hayrettin Paşa’nın haklı gururuyla çıkıyor sudan. Yaşlı adam da kolunun altında… Canını sakınmadan kendini Çanakkale’nin serin sularına atan bu kahraman; Özel Kuvvetlerde görevli bir bordo bereli… Adı, Kıvanç. Babası hep onunla kıvanç duymak için vermiş bu adı oğluna. Ailesini ve vatanını hep onurlandırsın, gururlandırsı diye. Gerçekten de Kıvanç, çocukluğundan itibaren her daim ailesinin gurur kaynağı oluyor…İnsana, doğaya ve yaşama saygı duyan bir çocuk olarak yetişiyor. Yalnızca mesleğinden dolayı değil, mizacı gereği de yardıma ihtiyacı olan herkese koşmak, el uzatmak istiyor. Hiçbir tehlikeden korkmuyor Kıvanç. Ülkesini, devletini, milletini canı gönülden seven ve sevdikleri için elinden gelen herşeyi yapmaya gayret eden, düşene, ihtiyacı olana gözünü bile kırpmadan koşan kahraman bir delikanlı o. Çocukluğundan beri öyle. Daha ufacıkken bir gün, arkadaşlarıyla mahallede top oynarlarken gözden kayboluyor. Kimse bilmiyor nereye gittiğini Kıvanç’ın. Bu sırada annesi de onu arıyor, öğlen yemeğine gelmesi için ama Kıvanç hiçbir yerde yok. Bütün mahallede arıyorlar, tarıyorlar en sonunda, elinde poşetlerle çıka geliyor. Meğer yan apartmandaki yaşlı amcanın erzaklarını taşımasına yardım ediyormuş, o küçücük yaşında. Sadece o amcaya da değil, etrafında ihtiyacı olan herkese, bütün arkadaşlarına koşuyor yorulmaksızın. İnsanlara faydalı olmak, ona Allah’ın bir lütfu adeta. Tıpkı Çanakkale’de destan yazan milletimiz gibi, inanç ve cesarete sahip, özverili, mücadeleci, onurlu bir yiğit, bir cengâver Kıvanç. Nasıl olmasın ki… Büyük bir destanın yazıldığı topraklarda büyümüş o. Şehitler diyarı Çanakkale’de… Bebekliğinden itibaren, vatan için gözünü bile kırpmadan ölüme koşan bir milletin mücadelesinin, nasıl büyük bir zaferle sonuçlandığı anlatılmış hep kulağına. Mehmet Âkif Ersoy’un dediği gibi, Bedrin aslanlarının kükrediği ateşten imtihanı geçtiğini bilerek, Çanakkale Zaferi’ne imza atan bir milletin inanç ve cesaretine yaraşır bir evlat olarak büyümüş Kıvanç. Çocukluğundan beri hep asker olmak istemesi de bu yüzden. Vatanına, o topraklar da kanını döken ecdadı gibi hizmet edebilmek ve milletine faydalı bir insan olabilmek için… Babası ilk kez onu Çanakkale Şehitliğine götürdüğünde aklına koyuyor bunu; bu vatan için canlarını feda edenlere dua ederken, o aslanlar gibi bir gün, şehadet şerbetinden içmeye ant içiyor. Öyle kararlı, öyle kendinden emin. Eğitim hayatında da çok azimli, çok başarılı bir öğrenci Kıvanç. Çanakkale Anadolu Teknik Lisesi Elektrik Bölümünü birincilikle tamamlıyor. Zaten bütün eğitim hayatı başarılarla, birinciliklerle dolu; “Dünyayı değiştirmek için kullanılacak en büyük silah eğitimdir” sözünü kendisine rehber kabul ederek, çalışmaktan ve okumaktan hiç vazgeçmiyor. İlim ve irfan sahibi olmanın, gelecek nesillere aktarılacak en önemli erdemler olduğunu biliyor çünkü. Babasından öğrendiği ikinci ders de bu. Birincisi ise Kıvanç’ın çocukluğundan bu yana damarlarında dolaşan vatan sevgisi… İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Elektrik Bölümünde okurken de yüreğindeki Özel Kuvvetlere girme ateşi hiçbir zaman sönmüyor. Babasıyla gittiği şehitlikte gördüğü bir kabirde yazan,Mehmet Âkif Ersoy’un o dizelerindeki gibi; “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.” Kıvanç da tarih olmak istemiyor, tarih yazmak istiyor, tıpkı ataları, Çanakkale Şehitleri gibi. Askerliğini Jandarma Komando olarak Kastamonu ve Van Erciş Jandarma Karakolu’nda tamamlıyor. Askerlik vazifesi bittikten sonra, Çanakkale’de bir çimento fabrikasında, on ay çalışıyor. Elektrik ve elektronik bilgisi ve becerisinin üst seviyede olması nedeniyle her işe hakim Kıvanç. Kısa sürede orada da işinin en iyisi olduğunu ispatlıyor. Herkesin gözbebeği ve aradığı adam oluyor. Devam etse, çok yükselecek belli ki mesleğinde ama o yüreğindeki Özel Kuvvetler sevdasının peşinden gitmeye kararlı. Kişisel başarılardan çok vatana hizmet onun için daha kıymetli her zaman. Özel Kuvvetlere katılırsa, başka şehirlere, başka ülkelere gitme ihtimali de onu korkutmuyor. Annesi, babası, ailesi ve tüm sevdikleri Çanakkale’de olmasına rağmen yine de vazgeçmeye niyeti yok. Çünkü, o önce vatana, sonra ailesine sevdalı. * Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulundan da dönem birincisi olarak mezun oluyor ve lisans eğitimini Anadolu Üniversitesinde tamamlıyor. Vatanımızın bölünmez bütünlüğünü, tüm dünyaya duyurmak için emek veren her Türk Askeri gibi o da yiğitçe yurdunu, bayrağını ve milletini korumak arzusuyla görevinin başına geçiyor. Askerleri onun kadar korkusuz, onun kadar cesur ve gözü karasını görmemişler o güne dek. “Ben, Allah ve Resulünün aslanıyım” diye Uhud’da canını feda eden Hz. Hamza gibi korkusuz, gözü kara bir asker olduğu için, “Hamza Komutan” lakabını yakıştırıyorlar ona. Mücadeleci ruhuyla, şerefiyle ve cesaretiyle bu ulu kişinin adına layık olmak için elinden gelen herşeyi yapıyor Kıvanç. Eğitim hayatı biter bitmez de Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde ülke içerisinde verilen görevlerde vatanını savunuyor en önde. Irak’ın kuzeyinde, Suriye’de cengâverce vazifesini yerine getiriyor. Suriye’ye giderken, ay yıldızlı bayrağı öpüp, ülkemizin sınırları dışından güvenliğimizi tehdit edenlere, aldıkları her nefesi zehir edeceğine dair söz veriyor kendisine ve silah arkadaşlarına. Sözünü de tutuyor.Hep yaptığı gibi…* 2014 yılında evleniyor. Dünyalar güzeli bir kızı oluyor, adı Yağmur. İyi bir asker olduğu kadar çok da iyi bir baba oluyor Kıvanç. Görev için hep uzaklar da olması gerekse de ailesini hiçbir zaman ihmal etmiyor, ellerini onların üzerinden asla çekmiyor. Kızının büyümesini kaçır mak istemiyor her asker gibi oda… Fiziken, Yağmur’un yanında olamasa da babasının yüreğiyle, ruhuyla hep onunla olduğunu bilerek büyüsün istiyor… İzinlerde bir araya geldiklerinde, bütün zamanını kızına adıyor… Özlemini böyle dindiriyor ancak. Hiçbir zaman kendisine, ailesine, ülkesine, milletine faydası olmayacak işlerle zaman kaybetmiyor Kıvanç. Yeni şeyler öğrenmeye tutkulu. Allah’ın, ilim sahibi olmanın değerini belirten, “De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!” Doğrusu ancak akıl iz‘an sahipleri bunu anlar.” (Zümer Suresi, 9. Ayet) ifadesini askerlerine sık sık hatırlatarak, onlara da okumayı, öğrenmeyi aşılamaya, iyi örnek olmaya çalışıyor…Kıvanç’ın, gitmediği, bitirmediği eğitim yok… Komando, Mayın Harbi, Atış, Yüzme,Koruma, Kurbağa Adam, Özel Kuvvetler, Paraşüt, İç Güvenlik, İlk Yardım, Kayak ve Arapça… İradesi ve azmiyle son nefesini verdiği güne kadar öğrenmeye devam ediyor Kıvanç. * Bir gün, Kıvanç’ın baba ocağına bir haber geliyor. Suriye’de gerçekleştirilen Fırat Kalkanı Harekatında yaralanmış, Gazi olmuş yiğit oğulları. Düşmana göz açtırmamak için canını, bayrağı uğruna yok sayarak savaşırken yaralanmış. Ailesi endişeli, onun iyi olması için seferber olmuşken, o daha yaraları bile iyileşmeden, gecenin on birinde çantasını toplamaya başlıyor. Ailesi şaşkın, “Nasıl olur, daha iyileşmedin” deseler de dinlemiyor. “Askerim orada çarpışırken ben burada rahat edemem.” diyerek gecenin o vaktinde çantasını alıp gidiyor. Yeniden arkadaşlarına katılmak, onlara destek olmak için can atıyor adeta. Giderken annesine sarılıp, “Bana bir şey olursa kızım ve eşim size emanet” diyor, annesinin gözünden yaşlar akarken ekliyor; “Bana dua et anacığım. Dua et ki Peygamber Efendimizin hırkasını giyeyim, gazi olarak geldim, bu defa şehit olarak döneyim evime.” Annesi ne diyeceğini bilemiyor, boğazı düğüm düğüm oluyor… Kıvanç, o akşam giderken, dönüp dönüp arkasına bakıyor… Sanki bir daha göremeyeceği ailesine doymak ister gibi. *Gerçekten de takvimler, 30.11.2016’yı gösterdiğinde, şehitler diyarının bereketli toprağına o gün bir Aziz Şehidimizin naaşı daha yerleşiyor… Genel Kurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı, 3. Tugay Komutanlığı emrinde görevli iken, 29.11.2016 tarihinde Fırat Kalkanı Harekatı esnasında, Suriye sınırları içerisinde terör örgütü mensupları ile girilen çatışma sonucu ağır yaralanan ve sonrasında şehadet şerbetinden tadan Astsubay Üstçavuş Kıvanç Kaşıkçı’nın naaşı… Cenazesi, günler sonra Çanakkale’ye getirildiğinde, babası biricik evladını son kez görmek için yanına giriyor… Acılı ama bir o kadar da gururlu baba, şehit oğlu için; “Tek bir lekesi yok, nur içinde ve cennet kokuyor.” diyor, bütün şehitlerimiz gibi…“Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Mehmet Âkif Ersoy Astsubay Üstçavuş Kıvanç Kaşıkçı gibi, birlik ve beraberliğimizi canı pahasına savunmuş, bu kutlu mücadele sırasında mukaddesatımız için şehadet şerbetinden tatmış bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz.