Burhan ACAR
1994-2016
Şehir: Denizli
Doğum Yılı: 26.07.1994
Şehadet Yeri ve Tarihi: Tunceli, 28.11.2016
Görevi: Jandarma Uzman Çavuş

Burhan, şehadet kavramını öğrendiğinde çok küçüktü. Amcası Jandarma Komando Er Süleyman Acar, 1999 yılında, Osmaniye’de görevi başındayken, teröristlerle girilen çatışmada, patlayan bir bomba sonucu şehadet şerbetinden tatmıştı. Aile acı haberi aldığında, Burhan da babaannesi ve dedesinin yanındaydı. Yaşlı çift, gelen kalabalığı görünce anlamışlardı acı gerçeği. Oğulları Süleyman, evine bir daha dönmeyecekti. Burhan da haberi vermek için ellerinde Türk bayraklarıyla, askerlerin evlerine doğru gelişini merakla izlemiş, olanlara bir anlam verememişti, yaşı daha çok küçük olduğu için. Askerler bir yandan Süleyman’ın şehadet şerbetinden içmiş olmasından dolayı gururlu, bir yandan da ailesine acı haberi verdikleri için üzgündü. Gurur ve gözyaşı birbirine karışmıştı adeta. Babaannesi, oğlunun şehit olduğunu öğrendiğinde oracığa yığılmış kalmıştı. Anaydı o, ne olursa olsun içi yanmıştı oğlu için, bir daha göremeyecekti onu. Burhan da amcasını… *Amcasına çok düşkündü Burhan. Belki de o yüzden askerleri de oldum olası çok severdi. Amcası evde olduğunda Burhan’ı yanına oturtur, asker olmanın, vatanı beklemenin önemini anlatırdı. “Bak, yeğenim, vatanımızı savunuyorum ben. Topraklarımızı korumaya gidiyorum. Ailemiz daha rahat uyusun, sen daha güzel günler göresin diye, ben görevimi yapıyorum amcasının yakışıklısı…” derdi. Burhan da amcasının yanında, onu görevi başında hayal ederdi. Amcasına çok hayrandı Burhan. Vatanını savunan bir kahramandı o. Bir defasında, her zaman yanında taşıdığı bayrağını hediye etmişti ona, “Bunu çok iyi sakla. Sana emanet.” diye. Burhan, gözü gibi bakacağına söz vermişti şanlı bayrağımıza. Ne zaman amcasını üniformalar içinde görse, kalbi ağzından fırlayacak gibi olur, hemen koşup, içeriden amcasının ona emanet verdiği bayrağı getirir, yine Süleyman’ın öğrettiği, Rıfat Bey’in Alay Marşını söylemeye başlardı bağıra bağıra, asker selamı vererek… “Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı, Al sancağı teslim etti Allah’a ısmarladı. Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana. Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana. Arş ileri… Marş ileri… Türk askeri dönmez geri.” Gerçekten de dönmemişti amcası geri. Annesi, Burhan’ı kucağına almıştı o sırada, bir yandan da gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Burhan, “Anne, neden herkes üzgün?” diye sormuştu. Annesi gözündeki yaşları silip kucağındaki oğluna bakıp, “Süleyman Amcan buradan taşındı oğlum. Bir daha gelmeyecek. Peygamber Efendimize komşu artık o…” demişti. Kısa bir zaman sonra, bir yandan gururla bir yandan da yüreklerinde ayrı kalmanın verdiği acıyla şehitliğe gitmişlerdi. Amcası artık orada uyuyacaktı, öyle demişti babası. O da kardeşini kaybetmenin üzüntüsü içindeydi ama elinden geldiğince oğluna belli etmemeye çalışıyordu. Dualarını edip, mezarının bakımını yapmışlardı ama hiç kimse, Süleyman’ın fotoğrafının altında şehadet yeri olarak Osmaniye yerine Tunceli yazıldığını fark etmemişti. Yıllar sonra anlaşılacaktı ki, Tunceli Burhan’ın şehadete ereceği yerdi aslında… * Eve döndüklerinde babası, Burhan’ı karşısına almış, ona şehit olmanın ne demek olduğunu açıklamıştı. “Şehitlik mertebesi, Peygamberlikten sonra Allah katında en değerli rütbelerden biridir.” demişti. “Müslüman olan herkesin hayali şehit olmaktır ama Allah herkese nasip etmez. Allah şehit olanların günah ve kusurlarını affeder.” deyip masanın üzerinde duran Kur’anı Kerim’i eline alıp, tane tane okumuştu; “Allah yolunda can verenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar Allah’tan gelen bir nimet, bir lütuf sebebiyle ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesi ile de sevinç içerisindedirler. (Ali İmran Suresi, 169 – 170171. Ayetler) Sonra kutsal kitabımızı özenle kapatıp, “İşte oğlum, şehitlik böyle yüce bir makamdır…” diyerek sözlerini tamamlamıştı. Burhan, babasının anlattıkları karşısında etkilenmişti. Artık amcasını göremeyeceği için üzgündü ama bir yandan da şehadetin, bir asker için olabilecek en yüksek makam olduğunu anlamıştı. * Yıllar içinde Burhan, amcası Süleyman’ı hep sevgi ve saygıyla anmış, sık sık hatırlamıştı. Amcası şehit olduğunda yaşı çok küçüktü ama Burhan’ın hayatında büyük bir yer kaplıyordu. Hatta seçeceği mesleği ve hayatta yürüyeceği yolu da amcası Süleyman sayesinde bulmuştu… Büyüdükçe, amcasının kendisinden erkenden ayrılmasına sebep olan teröristlere daha da öfkelenmiş, kızgınlığı ve acısı gün be gün artmıştı. Amcası, vatan topraklarını düşmandan temizlemek isterken son nefesini vermişti. Terör yüzünden Burhan, amcasından mahrum kalmıştı. Henüz lisede öğrenciyken bir gece Burhan, rüyasında amcasını görmüştü. Sık sık fotoğraflarına baktığı için yüzü, Burhan’ın hafızasından hâlâ silinmemişti. Rüyasında evlerinin kapısı çalıyordu. Burhan, kalkıp kapıyı açtığında, üzerinde üniformasıyla kapıda bekleyen amcasını görüyordu. Özlemle sarılıyor, “Çok özledim seni amca, nerelerdeydin?” diyordu. Amcası, “Uzun zamandır seni bekliyorum Burhan. Yakında kavuşacağız.” diye cevaplıyordu Burhan’ı. “Daha vakti gelmedi ama az kaldı. Sen sakın korkma, tamam mı? Türk askeri hiçbir şeyden korkmaz!” diyordu. Burhan, bu rüyadan sonra kesin kararını vermişti. O da Süleyman gibi asker olacak, vatan topraklarını koruyacaktı. Amcasının izinden giderek onu onurlandırırken küçük kardeşi Mehmet de daha güzel günler görecek, daha rahat uyuyacaktı. Burhan, çok iyi bir ağabeydi, küçük kardeşini hep korur kollardı. Annesi iki elma getirse, daha büyük olanını kardeşine verir, kendisi küçük olanı yerdi. Öyle tok gözlü ve fedakâr bir çocuktu. Biriktirdiği harçlıklarından, mutlaka onu sevindirecek bir hediye alır, daima kardeşini gözetir, korur ve kollardı. Tıpkı, amcası Süleyman’ın onu koruduğu gibi. Burhan, şimdi de hem ailesini hem de vatanını koruyacaktı. Biraz çekinerek ailesine açmıştı bu kararını. “Allah nasip ederse, ben de amcam gibi asker olacağım.” demişti. “Onun gibi vatanı koruyacağım. Eğer bende bir gün onun gibi şehit olursam, ziyaretime gelirsiniz değil mi?” diye sormuştu. Amcasının şehadetinden dolayı, asker olmasını istemeyeceklerini düşünmüştü Burhan ama tersine, ailesi oğullarını yürekten desteklemişti. Burhan’ın da yiğit şehitleri Süleyman’ın izinden gidiyor olması onları gururlandırmıştı. * Ailesinin de gönül rızasını aldıktan sonra, önce vatani görevini yerine getirmişti Burhan. Ardından da hemen jandarma olmak için sınavlara girmişti. Mesleğine bir an önce başlamak istiyor du. Başarıyla geçtiği sınavlardan sonra, Jandarma Uzman Çavuş olarak görevine başlamıştı. İlk görev yeri Tunceli’ydi. Ailesi biraz tedirgin olmuştu, terör bölgesine gidiyor olmasından dolayı ama Burhan’ın korkusu yoktu. Vatanın her karış toprağı,onun için çok değerliydi. Büyük bir kararlılıkla yola çıkıyordu Burhan. Görev yerine gitmek üzere evden ayrılmadan önce, evin kapısına bir Türk Bayrağı asmıştı. Amcasının o küçükken emanet ettiği bayraktı bu; “Ben yokken bu bayrak burada kalsın. Bir gün ona benim de kanım karışacak, işte o vakit tabutumun üzerine örtersiniz.” demişti, sonra da bayrağı öpüp amcası Süleyman’ın ona öğrettiği marşı son kez söylemişti. “Arş ileri… Marş ileri… Türk askeri dönmez geri.” Yine eskisi gibi, asker selamı verip, “Sen hiç merak etme amca. Bayrağın bana emanet” diyerek yola koyulmuştu. * Burhan, görevine başlamıştı. Büyük bir özveriyle ve severek yapıyordu işini. Operasyonlara katılıyor, teröristlerin etkisiz hale getirilmesinde büyük rol oynuyordu. Silah arkadaşları arasında da sevgi ve saygı görüyor, üstleri mesleğine olan tavrından dolayı Burhan’ı takdir ediyorlardı. Çok iyi huylu, erdemli bir delikanlıydı Burhan. Uyumlu, herkese karşı anlayışlı, özü, sözü bir, vicdanlı ve merhametli biriydi. Bütün arkadaşları ona çok güvenirdi. Kimseyi yarı yolda bırakmaz, hep önce arkadaşlarının iyiliğini isterdi. Tıpkı çocukken, kardeşinin iyiliğini isteyip, her zaman önce onu düşündüğü gibi, şimdi de silah arkadaşlarını düşünüyordu. Çok sevilmişti Burhan hem askerliğiyle hem de iyi kalbiyle.Burhan, bir yandan görevini başarıyla gerçekleştirirken bir yandan da amcasını düşünüyor du hep. Ona olan özlemi iyice artmıştı. Sık sık rüyalarına gelmeye başlamıştı yine. Belki de yavaş yavaş onun da şehadetine doğru yaklaştığının habercisiydi bu rüyalar… *28 Kasım 2016 günü Burhan, silah arkadaşlarıyla birlikte Tunceli, Çemişgezek’te Aliboğazı mevkiinde devam eden bir operasyona katılmıştı. Burada aralarında Burhan’ın da olduğu güvenlik güçleri, teröristlere “Teslim ol” çağrısında bulunmuştu. Ancak bölücü teröristler bu çağrıya kulak asmayıp ateş açarak karşılık vermişler di ve çatışma çıkmıştı. Çatışma çok yoğun geçiyor du. Karşılıklı ateş devam eder ken Burhan, teröristlerden biri nin attığı kurşunla yaralanmıştı. Bir silah arkadaşı daha çatışmada yara almıştı bu sırada. Yardım geldiğinde Burhan, her zamanki fedakâr haliyle, önceliğin arkadaşına verilmesini istemişti,“Onun durumu daha kötü.” diyerek. Halbuki kendisi de iyi değildi ama o, yaralı haliyle bile sürekli arkadaşını soruyordu, “İyi mi?” diye. *Arkadaşını ve onu hızla helikoptere bindirip tedavi için Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürmek üzere yola çıkılmıştı. Burhan, bu sırada artık şehadet şerbetinden içmek üzere olduğunu hissediyordu. Amcası Süleyman’ın yüzü, gözünün önüne gelmişti çünkü. Burhan, “Amca” demişti gülümseyerek,“Az kaldı, geliyorum.” dedikten sonra, gönül huzuruyla şehadet şerbetinden tatmış tıpkı amcası Süleyman gibi, o da artık Peygamber Efendimize komşu olmuştu. Şehadet haberi, ikinci şehidini veren Acar ailesine aktarıldıktan sonra Burhan da amcası gibi Denizli Asri Mezarlık Asker Şehitliği’ne defnedilmişti. Burhan, burada da amcasıyla birlikteydi artık. Birlikte marşlarını söylüyorlardı belki de…Şehit Jandarma Uzman Çavuş Er Burhan Acar, Şehit Jandarma Komando Er Süleyman Acar ve onlar gibi vatan, millet ve bayrak uğruna canını feda eden tüm kahraman şehilerimiz sayesinde bugün birlik ve beraberliğimiz devam etmektedir. Allah hepsinden razı olsun. Yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Tüm şehitlerimiz kalplerimizde yaşamaya devam ediyorlar. Mekanları cennet, ruhları şad olsun…